Ekonomi haberlerini dinlediğinizde bir yılı aşkın süredir ABD’ deki mortgage krizi ile yatıp kalkıldığını görüyoruz.  Krizin ABD’ de başlaması ve daha sonra başta İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerine kadar uzanması Türkiye’ de de 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan ekonomik krizin tekrar kapıda olup olmadığı sorusunu da gündeme getiriyor. Her ne kadar şartlar farklı olsa da ve ülke ekonomimiz güçlense cari açık ve yüksek enflasyon gibi zayıf yönlerinin sürdüğünü söylemek zor olmayacaktır.

Bu yazıda Türkiye’ den öte ABD’ de yaşanan krizin son durumuna göz atacağız. Olayı basit dille anlatmak istersek ABD’ de mortgage kredisi alan kişilerin borçlarını ödeyemediği ve bu yüzden finansal kurumların likidite sıkıntısı içerisine girdiklerini görüyoruz. Bu noktada finansal kurumları sadece bankalar olarak düşünmek dar bir pencereden olaya bakmak olacaktır. Çünkü sistem içerisinde daha birçok oyuncu mevcuttur. Bu oyuncuların Türkiye piyasasında yer almasa da rating şirketlerinden monoline şirketlerine kadar birçok yapı bu problemin içerisinde yer almaktadır.

Mortgage piyasasını düzenlemek adına ABD hükümeti Freddie Mac ve Fannie Mae isimli 2 şirketi finansal açıdan desteklemektedir. Bu iki şirket 12 trilyon dolarlık ABD mortgage piyasasının yarısına garantörlük etmektedir. Örneğin banka X’ den 10 yıllık % 5 oranında mortgage kredisi temin ettiniz. Banka önümüzdeki dönemde sizin ödememe riskini bu iki kuruma devredebiliyor. Bu noktada kredi anlaşmasını % 4 faiz oranı ile Freddie Mac ve Fannie Mae‘ ye satıyor. Bankanın kaybı % 1 olsa da default riskinden kurtulmuş oluyorlar. Peki piyasada faiz oranları % 5 seviyesinde gezerken bu iki şirket % 4 ile nasıl veriyor? İşte bu noktada iki şirketi ABD Hazinesi’ nin ucuz fonladığını görüyoruz. Kısaca durum kazan – kazan noktasına geliyor.

Gelir düzeyi düşük yahut daha önce kredi ödemelerinde problem yaşamış kişilere verilen kredilere subprime (eşik altı) krediler adı veriliyor. Bu ödemelerin ciddi anlamda aksaması nedeniyle Freddie Mac ve Fannie Mae‘ nin bir süre kendi kaynaklarını kullanarak sektörü ayakta tutmaya çalışmasına neden oldu ve ardından şirketler iflas noktasına kadar sürüklendi. Yaklaşık 6 trilyon dolarlık kredileri bankalardan devralan bu iki şirkete geçtiğimiz hafta ABD Hükümeti el koydu. “Too big to fail” yani batmak için çok büyük olan bu iki şirketin kurtarılması serbest piyasa ekonomisini savunan çevreler tarafından eleştirilirken diğer kanat bu iki şirketin kurtarılmaması durumunda sektörün daha da kötüye gideceğini savundu. Ama asıl soru önümüzdeki dönemde toplumsal uzlaşmanın bozulup bozulmayacağına ilişkin. Çünkü vergi mükellefleri bu iki şirketin kurtarılması adına uygulanan plana ister istemez dahil oldular. Bu sürecin izlenmesi yeni hukuki düzenlemeler açısında oldukça önemli.

Bu haftasonu ise ülkenin en büyük yatırım bankalarından Lehman Brothers’ ın batmaktan kurtarılması için yapılan çalışmalar izleniyor. Başrolde yine ABD hükümeti yer alırken piyasalar Lehman’ ı alacak “damat”ın kim olacağı konusunda merak içerisindeler. Her ne kadar kurtarma operasyonu başarı ile sonuçlansa da piyasaların nefes alabileceği bir dönemde değiliz. Çünkü batması beklenen 2 banka daha var. Washington Mutual ve Merrill Lynch.